12 Ocak 2012 Perşembe

end



Artık yazamamam
gidememem kadar zorken,
çok geç de olsa
biliyorum nedenini,
hasta yatarken saatlerce,
farkedersin ki,
inanamamak yaptırır herşeyi,
artık inanmıyorum
...

1 Ocak 2012 Pazar

unforgetable


ben yazmayı bıraktığımdan beri
dünya aynı hızda devam ediyor dönmeye,
benimle tek derdi üzülememem olsa da
bir nefes uğruna
yazıyorum işte tekrar burda...

girmiş olmamız şerefine yepyeni bir yıla,
eskilerden sıyrılıp aslında,
yeni şarkılar dinleyebilmek uğruna,
geçmişi gülerek hatırlayarak burda,
büyük bir adım atmış olarak ama,
geleceğe bir adın kalsa...

beklemedeki tüm yanlışların yapılacak olması pahasına,
yapılabilecek tüm saçmalıkları yaşadıktan sonra,
şimdiki gibi aslında,
bekleniyor olucak o da...

yine uyumanın zaman kaybı olduğu zamanlara,
yine düşünmeden yaşanacak dakikalara,
yine sadece gülebilmenin getirdiği yazışmalara,
yine uzun uzuun hayal kurmalara...

yine
yine
yine....

27 Ekim 2011 Perşembe

Giz 'e Cevap !


Yıllardır vazgeçirmeye çalıştık,
Karşındakini düşünmeden kur artık şu cümlelerini,
Sıraladığın kelimeleri söylediğin unutur,
Ama sen susman gerekirken
Mutluluğunu emanet ettiğin nefese
Başka mutlulukları anlatma dedik.
Bir sürü insan gösterdik sana yarını yaşamaktan korkan,
Bir sürü hikaye koyduk önüne
Herşeyden vazgeçerek yaşamanın ne kadar makul olduğunu gösteren...

Büyütemedik mi seni hala!
Konuşturmadık işte,
Biriktirmeni sağladık hep en konuşamadıklarını.
Hayallerinle hiç yıkılmayacağını sağladığın
ve
Vazgeçmediğin bir sığınak yapmıştın kendine,
Her seferinde bir kerpiçini çaldık,
Sen farketmedin.
Kendini aldatmak kolay dedik,
Bişeylere çok inanıp mutlu olmak kolay.
Israrla hiç yıktırmayacağını savundun
ama içinde barındırdıkların hep vazgeçmişlerdi ordan,
Sadece onların çaldıklarını gördün.

İnsanlara ağlattığın serçelerden bahsetmeden,
Hayal kurmaya inandırmaya çalışma dedik.
Hayallerde yaşatılan
Seni çok mutlu eden ne varsa
Bir cümleyle yıkarız dedik.

Bırak o nefeslere gömdüğün mutluluklarını,
Özgür bırak ki,
Kaldırmaya değecek çok kadehin olmasın üzüldüğün dedik.

Yarın yok dedik.

O küçük kızdan artık bahsetme,
Biz onu çoktan çaldık,
İçinde büyütmeyeceğine ısrar ettiğin şey
Sadece hayallerindeki dünyandı dedik.

Ne çok anlattın mutlu olmanın kolay olduğunu,
Kimse layık değil bu kadar mutluluğa dedik.
Bırak insanlara yanlız yürüdüklerini anlatma,
Bununla kimse yüzleşmek istemez
ve
Sen kimsenin yanında olmazsın
Ama kimsenin dedik.

O çok duygusuz diye tabir ettiklerinden ders çıkar,
Onlar gibi olup
Hiçbirşeyi anladığını zannetmeden,
Kır dök
ve
Tüm bencilliğinle mutlu ol dedik.

Mutluluğunu emanet nefeslere bırakma ki
Tüm hükmü sende olsun
ve
Sadece sen oynayabil onunla dedik.

İki yılını unutmakla bişey kazanamazsın,
Kolaysa son iki ayını yıksana dedik,
Yapmadığını görmemize rağmen
Bak biz müdehale etmeden
Sen
NEYSE...

Tek tek sök bakalım duvardan stickerlarını,
Kendine her sabah görmeyi vaad ettiğin şeyleri,
Dediğimiz gibi,
Tek cümleyle öldürdük.
Vazgeç artık başkası için gülmekten dedik.


İnanmadın.

Nereye gidiyorsun?
Gidemezsin ki sen,
Senden gidenlerle,
Vazgeçersin sadece.

Ve şimdi,
Bu kadar saatini bunu yazmaya harcadıktan sonra,
Gün yetmiyo yaşamaya deme.

Tek isteğim,
Sevme artık herneyse o şey,
Sevme ki
(Sadece sana inat, yarım bırakıyorum ben de)

giz

20 Ekim 2011 Perşembe

SON !



Konuşamadıklarını yazarmış insan,
Ne çok sustu küçük şimdiye...

Hiç gerek olmayan saatlere ,
Hatta gecelere bırakılan hüzünler
hep unuttu yarını pervasızca...

Şimdi
Tüm nedenlerini ve verdiği şansları ceplerine doldurup,
Sessizce uzaklaşıyor küçük,
Başka nefesler içeren
Tüm hayallerini ipe asarcasına,
Biraz sitemle,
Tüm vazgeçmişliğiyle...

Neden mi?
Yaşanılan anlara bırakılan
ve
Hiç cevabı olamayan sorulardan,
Sadece bekleyebilmekten,
Tek istediği iki damla huzurken
Sürekli serçeleri ağlatmış olmaktan,
Mutluluğunu yansıttığı gözlerinde
Hep birşeyler görebilme umudundan,
Sıkıldığından...

Şimdi
O küçük kız giderken,
İster miydi bir şarkının onu durdurmasını yine zannediyorsun,
Tek kelime olmadan yaşatırken vazgeçişlerini insanlar,
Benim de cesaretim yok artık o küçüğü korumaya.

Bir gün bile yok artık o küçük,
Oyuncaklarını kıran geçmişini,
Gülümsemesini çürüten dününü
ve
Hayallerini yıkan geleceğini
İki satırda topladı işte!

Şimdi
Ne on dakika yeter yaşamaya,
Ne bir kaç yıl,
Sözcükler yeter konuşmaya sadece...

Şimdi
Küçük gitti,
Git sende!

Derin geçmişinle sahiplendiğin vazgeçişlerinde,
Mutu yakaladığın bencil benliğinde,
Tek damla hüznünü sahiplenmeye yeteceğini düşündüğün,
Bavuluna sığdırabileceğin tüm yanlızlığınla


(hep bitirilmeye çalışılan yaşamlara inat,
son yazımı yarım bırakıyorum)

16 Ekim 2011 Pazar

bekleme mod son!


Bi gün vazgeçersen yaşadıklarının acısını çektirmekten,
Bi gün olurda inanırsan ,
Bi gün sonsuz kavramında ismim geçerse,
bi gün burda olabilecek başka nefesleri unutman dileğiyle,
o değil de
bi gün
ben burdayım bir sene...

13 Ekim 2011 Perşembe

Bazen !

Bazen susarsın, öylesine çok şey söylemek isterken...
Bazen öylesine susarsın ki aslında vazgeçersin,
Bazen aslında sen vazgeçilmişsindir...
Bazen bi de bu vazgeçiş serefine susarsın...

Bazen konuşamazsın, söyleyemezsin tek kelime,
Bazen aslında sadece 'gitme' demek istersin,
Bazen aslında sen çoktan gitmeyi tercih etmisindir susarak...
Bazen konuşabilen tek anın ağlamalarındır,
Bazen onu da karanlığa mahkum edersin,
Bazen kimsenin bilmediği gecelerden çıkamazsın sabaha,
Bazen sadece sen varsın da,
Bazen başkalarını sokmadığına pişman olursun,
Bazen öyle pişman olursun ki,
Bazen başka bi hayat tercih edemezsin...

Bazen kabul edemezsin geleceği
Bazen gülememek gibi,
Bazen çaktırmak istmezsin düşüncelerinin değdiğini,
Bazen o kadar çok anlaşılmak istersinki konuşmadan,
Bazen yine cesaret edemezsin ...

Bazen haykırmak istersin saatlerce, sesini kimse duysun istemezken,
Bazen öylesine bakarsın birinin gözlerine, hiiç tahmin etmeden kaybolacağını,
Bazen aslında çoktan kaybolmuşsundur orda...

Bazen hayatının merkezine koyarsın birini de,
Bazen çok pişman olursun karakterine...

Bazen özlersin şimdiden yıllar sonrayı...

Bazen öylesine özlersin ki şimdiyi,yarını bekleyemez özlemin
ama bazen yıllar sonrayı hatırlar
bazen susarsın tekrar...


Bazen inandırmak istersin ama yine değiştiremezsin başkasının hayatını,
Bazen vazgeçersin herşeyinden,
Bazen dönüp dönüp tekrar bakarsın geleceğe,
Bazen çıkamazsın içinden ve ağlarsın...

Bazen öyle çok ağlarsın ki,
içinde 'gitme' diyen anlamsız söz dizeleri kalır...



gitme, GİTME,
GİTME,
GİTME,
GİTME,
GİTME,
GİTME,
GİTME,
GİTME,
GİTME....

29 Ağustos 2011 Pazartesi

CAN DÜNDAR ' a teşekkürler


Hiç, bir insanı unutmak,
bir insandan vazgeçmek,
bir insanı hayatından sonsuza kadar çıkartmak zorunda
kaldın mı hiç?
Hani ölmüş gibi,
...hani uzatsan da elini tutamayacağını bilmek gibi,
her an kapından içeri gülümseyerek gireceğini bekleyip
ama aslında hiç gelemeyeceğini de bilmen gibi.
Ne zor şey değil mi ölmediğini bilmek,
ama ölmüş gibi ulaşılmaz olması artık o insanın sana,
ne kadar katlanılmaz bir gerçek değil mi
sen hala bu kadar sevgili iken?
Özlemek,
bu kadar özlemek,
etini kemiğini yakarcasına özlemek…
çok kötü değil mi?
Bu kadar özleyip onu görememek,
ona dokunamamak,
onu işitememek,
artik sonunun “Pi” hali değil mi? Biliyorsun değil mi?
Ne kadar umutsuz bir arayıştır o,
kalabalık caddede geçen binlerce yüze bakmak
belki bir kez daha görebilmek için o yüzü,
belki biraz önce geçti bu kaldırımdan diye düşünmek,
belki şu an arkamda yürüyen insanların içinde bir yerde demek,
belki şu an üzerimdedir gözleri diye paranoyalar yaşamak,
ne zordur değil mi?
Ne kadar eritir insanı farketmeden.
Sen de biliyorsun değil mi bunları?
Bir sinema koltuğunda sen de iki kişi gibi oturdun mu hiç?
Hiç iki kişi gibi zevk aldın mı bir konserden yalnız başına?
Güzel bir kafe keşfettiğinde,
güzel bir film seyrettiğinde,
güzel bir şarkı dinlediğinde,
güzellikleri oranında eksik kaldıklarını hissettin mi
paylaşamadığın için onunla.
Bir barın kalabalığında hiç yarım vücudunla sallandın mı ortada?
Hiç iki kişilik beyninle yarım insan olabildin mi?
Baktığında aynana sadece yüzünün bir yarısını gördüğün
oldu mu hiç?
Sana hayatındaki en büyük yoksunluğu yaşatandan
nefret edemediğin zamanlar oldu mu hiç?
Gözünün içine baka baka kolunu, bacağını kesen bir insanın yüzüne
sevgi dolu bir gülümseme ile bakabildiğin zamanlar
oldu mu hiç?
Hayatta inandığın bütün değerlerini altüst eden birisine
aşk şiirleri yazabildin mi?
Onu içinde korumanın seni yok etmek olduğu zamanlara
feda oldun mu hiç?
İçinde ağlayan çocuğa umut şarkıları söyleyemediğin,
özlemini,
susuzluğunu,
açlığını gideremediğin zamanlar oldu mu hiç?
Kanayan yarasını gördüğün,
ama merhem olamadığın zamanlar.
Gücünün,
hani o tanrısal gücünün,
bir çocuğun ağlamasını susturamayacak kadar olduğunu
gördüğün zamanlar
oldu mu hiç?
Hiiiiiiiç…
Hiiç…
hiç…
bir hiç…